- FSC Orman Yönetim Sistemi Tarihçesi Paylaş

FSC Orman Yönetim Sistemi Tarihçesi

Belgenin Ortaya Çıkış Süreci
FSC Orman Yönetim sistemi tarihçesi belgenin ortaya çıkış süreci ile başlar. Son zamanlarda orman sahalarındaki kaynaklarda hem de nicelik hem nitelik olarak önemli şekilde bozulmalar olmuştur. Özellikle Kuzey ve Tropikal ormanlar, en çok dikkati çeken orman sahaları olmuştur. Faaliyet gösterilen yanlış politikalar, kurumsal noksanlar ve ticaret, bu sorunların kaynağını meydana getirmektedir. Ormandaki ağaçların hızlı bir şekilde tahrip edilmesi, evrensel olarak bir endişe kaynağı olmuştur. 

FSC Orman Yönetim sistemi tarihçesi, ormanda ağaçların tahrip edilmesi sonucunda ormansız kalınmasının birden fazla sebebi olmasına rağmen, ticari üretimler, problemin temel sebebi olarak görülmektedir. Şüphesiz ki, ekonomik düzeyin düşük olduğu devletlerde ekonomik kazanç potansiyelinin fazla olduğu yerler başta olmak üzere, orman alanları yoğun odun ürünleri ticaretine konu olmaktadır.

1980’li seneleri ortalarında orman alanları üzerindeki olumsuz süreçlerin yoğunluk yaşanması ile beraber, ormanların muhafaza edilmesi gerektiği toplumdan, medyadan ve siyasetçilerden giderek yükselen bir ilgi odağı haline gelmiş ve bu husustaki bilinçlenme artmıştır. Bu sebeple, orman kaynaklarına yönelik bu negatif gelişmeler birtakım politik süreçleri de beraberinde getirmiş; Tropikal Ormancılık Eylem Planı (TFAP) ve Milletler arası Tropikal Yuvarlak Odun Örgütü (ITTO), bu gelişmeler doğrultusunda kurulmuştur. Fakat, 1990’lı senelere kadar bu yaşananlar ormanların tahrip edilmesini  azaltıcı bir etkiyle noktalanmamıştır. 

1992 senesinde Brezilya’nın Rio kentinde yapılan ve orman alanlarının öncelikli husus olarak ele alındığı Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansında; Gündem 21, Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, iklim Değişikliği Çerçeve anlaşması ve Uluslararası Ormancılık Prensipleri, Çölleşme ile Mücadele Sözleşmesi ile dünya orman alanlarına ciddi bir değişim aşama başlatmasına karşın, ormanlarla alakalı bir anlaşmada mutabık kalınamamıştır. Ormanlarla alakalı sadece legal bir dayanağı bulunmayan, Gündem 21 kapsamında, “Orman ilkeleri” bildirisi ile sınırlı kalmıştır.

Dünya genelinde karada bulunan biyoçeşitliliğin büyük oranı ormanlık alanlarda bulunmaktadır. Ormanlık alanlarda bulunan biyoçeşitliliğin % 50 lik kısmı da tropik orman alanlarında olduğu kabul görmektedir. İnsan sayısının yükselmesine paralel olarak dünya’nın tropik orman alanları üzerindeki etkisinde artış meydana gelmiştir. Yaklaşık 17 milyon hektar kadar olan tropik ormanlar 1990 senesi içinde yok olmuştur ki bu her saniyede 4 hektarlık alana karşılık gelmektedir. (FAO, 1990) Orman kaynakları üzerindeki etkinin ve orman alanlarının yok edilmesinin iki temel sebebi bulunmaktadır. Bu sebepler, ahşabın ticaret şeklinde kullanımı ve orman alanlarının başka kullanım amaçları ile vasıflarının değiştirilmesi. FAO’nun açıklamasına göre tropik orman alanlarının yok edilmesinin temel kaynağı, tarım arazilerinin ve çiftlik sahalarının genişlemesi, özel yerleşim sistemlerindeki zaafiyetler, kontrolsüz gelişen yangınlar, maden sektöründeki büyüme, baraj ve sulama sistemlerinin kurulması ve tomruk imalatı vb. olarak görülmektedir.

Rio Konferansı sonucunda her ne ölçüde legal bir bağlayıcılığı bulunmasa da Gündem 21 görüşleri ile sürdürülebilir ormancılık hususunda bir eylem planı meydana getirildi. Sürdürülebilir orman 2 yönetimi hususunda bu resmi aşamalar sürerken, orman belgelendirme de sivil toplum firmaları aracığıyla biçimlenmeye başlamıştır. 

Kendi ormanlarını kurtarmak amacıyla mücadele veren Güneyin sivil toplum kuruluşları ve mahalli faaliyetler, Kuzeyin sivil toplum kuruluşlarından destek talebinde bulunuşlardır. Bunun neticesinde, Avrupa’da tropikal ormanlardaki odun ham maddesi kullanımına karşı bazı boykotlar ve kampanyalar organize etmeye başladılar. Bu kapsamda insanların aldıkları ürünlerin sürdürülebilirlik prensiplerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığını ayırt etmesine yarayacak bir mekanizma bulmaya girişmişlerdir. İşte orman belgelendirilmesi, ilk olarak orman alanların tahrip edilmesine ve azalmasına önem vermek maksadıyla çevresel şekilde ve sivil toplum kuruluşları kesimince bir politika malzemesi şeklinde desteklenmiş, 1990’lı senelerinde, bu şartlar altında meydana gelmiştir.

Kısacası, sertifikalandırmanın, sürdürülebilir orman alanları yönetimi için bir araç şeklinde kullanılabileceği önerisi, tropik odun mamullerine karşı başlatılan boykotların etkisiyle meydana gelmiştir. Bu sebeple orman alanlarının korunmasına maddi olarak destek vermek ve dolayısıyla ormanları uzun süreçte muhafaza edilmesi, orman kaynaklarının sorumlu şekilde kullanımını kârlı bir duruma getirecek yaklaşım arayışına yönlendirmiştir. Bu durum; orman alanlarının ve orman ürünlerinin belgelendirilmesi ve etiketlenmesini sağlayacak bir ağ geliştirmek üzerine meydana getirilmiştir. Bu önerilerin sonucunda Dünya Doğa Fonu (Worldwide Fund for Nature, WWF) ve diğer çeşitli lider çevre kuruluşları dayanışması ile kar gayesi amaçlamayan ve gönüllülük amacına dayanan bir örgüt olan Orman Yönetim Konseyinin (Forest Stewardship Council, FSC) 1993 senesinde temelini atmıştır. 1993 senesinden günümüze kadar başka birden fazla belgelendirme (PEFC vb.) kurumlarının temeli atılmıştır. Bu kurumlar içindeki rekabet her gün artarak sürmektedir. Orman belgelendirmenin ilk dönemlerindeki temel amaç, tropik ormanlara şeklinde olsa da günümüzdeki tüm ormanları içine alacak biçimde kapsamı genişlemiştir.